İzmit’te yaşayan F.G. ve S.G. çifti, ikinci çocukları olacağını öğrenince muayene ve rutin kontroller için İzmit’in merkezinde yer alan ve bilinen bir özel hastaneyi tercih etti. Ancak, gebelik sürecinde yaşanan sağlık sorunları nedeniyle bebeğin risk altında olup olmadığını öğrenmek için testler yapılmasını istedi. Doktor, bebeğin sağlık durumunun iyi olduğunu savundu ve talebi yerine getirmedi. Gebeliğin 8’nci ayında ise anne S.G., bebeğinin ölüm tehlikesi altında olduğu gerekçesiyle ameliyata alındı ve bebek down sendromlu olarak dünyaya geldi.
21 MİLYONLUK TAZMİNAT DAVASI
Doğum sonrası F.G. ve S.G. yaşadıkları mağduriyeti yargıya taşıyarak hem hastaneden hem de doktordan şikayetçi olurken; maddi ve manevi tazminat davası açtı. Kocaeli 1.Tüketici Mahkemesi’nde açılan davanın duruşması Mayıs 2024’te görüldü. Taraf avukatlarının katıldığı duruşmada aile avukatı Feride Külcü, davanın kabulünü istedi. Davalı taraf ise reddedilmesini talep etti. Mahkemeye heyeti verdiği kararla aileyi haklı bularak 21 milyon TL değerinde tazminata hükmetti.
BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARI BOZDU
Bunun üzerine hastane yönetimi de Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme çok kısa süre içerisinde “down sendromunun genetik bir durum olduğu ve doktorun tıbbi protokollere uygun davrandığı” gerekçesiyle Kocaeli 1. Ticaret Mahkemesi’nin verdiği kararı bozdu. Ayrıca, teşhis amaçlı bir testi yaptırmayan hastadan “tedavi reddi”ne dair yazılı onam alınmasının zorunlu olmadığı ileri sürüldü.
“YARGITAY KARARI ÇELİŞİYOR”
Aile avukatı Feride Külcü, kararı Yargıtay’a taşırken, yapılan başvuru reddedildi ve idare mahkemesinin kararı onandı. Gelişmelerin ardından basın açıklaması yapan Av. Feride Külcü, onama kararının yargısal içtihatlarla ve aynı konuya ilişkin yakın zamanlarda alınan kararla çelişkili olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Yargıtay’ın benzer uyuşmazlıklardaki kararlarında, ve Son yayımlanan YHGK Kararında; prenatal tanı testleri konusunda hastanın kapsamlı şekilde aydınlatılması gerektiği ve bu yükümlülüğün gereğince yerine getirildiğini ispat yükünün hekime ait olduğu ve Aydınlatma yükümlülüğü ve Onam Yükümlülüğünün yazılı ispat koşuluna dayandığı vurgulanmaktadır.
MÜCADELEMİZ DEVAM EDİYOR
Her ne kadar bazı sosyal medya paylaşımlarında yasal sürecin sona erdiğine dair bir algı oluşturulmaya çalışılsa da, hukuki mücadelemiz henüz bitmemiştir. İnanıyoruz ki müvekkillerimizin uğradığı haksızlık ortadadır ve adalet er ya da geç tecelli edecektir. Bu doğrultuda, haksız ve hukuka aykırı olduğuna inandığımız bu karara karşı Olağanüstü Kanun Yoluna başvurma hakkımız olan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapma hazırlığındayız. Müvekkil aile, yalnız kendi hakları için değil, benzer durumdaki tüm ailelerin bilgilendirilme ve karar verme haklarının korunması için de mücadele vermektedir. Bu davanın sonucunda elde edilecek kazanımların, tıbbi uygulamalarda aydınlatılmış onam ilkesinin önemine dair toplumsal farkındalığı artıracağına inanıyoruz.”
