Yaklaşık bir hafta önce hemen her şey benim için normaldi.
Erciyes’ten dönmüştüm henüz.
Bacaklarımdaki ağrılar ne zaman geçer diye düşünüyordum.
Bir sonraki zirve neresi olmalı, hangi dağa tırmanmalıyım…
Akşamüzeri Başiskele’ye gittim motosikletimle.
Ali Baba’da nargile içerken bir yandan da köşe yazıyordum.
Loco’dan bir dostum aradı.
Devrim Ekim ne zamandır Kerem Aktürkoğlu ile tanışmak istiyordu.
Mekana geldiklerinde Kerem’in abisi beni sormuş.
Alelacele Başiskele’den kalktım.
Bir arkadaşımın aracını aldım, İzmit’e döndüm.
Devrim Ekim’i Kerem ile tanıştırıp fotoğraf çektirdikten sonra yeniden Başiskele’ye döndüm.
Biraz oturup nefeslendikten sonra motosikleti aldım, yeniden Loco’ya doğru yola çıktım.
D-130 Karayolu’ndaydım.
Symbol AVM tarafına gidecektim.
Sağ şeritte 80-90 kilometre hızla seyrediyordum.
Çok büyük bir hata yapmıştım.
Hava aşırı sıcaktı.
O gün yağmur yağacak gibiydi, ancak yağamıyordu.
Nem basmıştı.
Ekipmanlarımın hiçbirini giymedim.
Eldivenler, mont…
Sadece kaskla yolculuk yapıyordum.
Keten gömlek ve pantolon efil efildi.
*
Önümdeki araç aniden D-130 Karayolu’nun Kullar çıkışına girmeye karar verdi.
Frenlere asıldım ancak duramadım.
80 kilometre hızla önümdeki araca arkadan çarptım.
Yüzüstü yola çakıldım.
20-25 metre sürüklenmişim.
Şans eseri kırık bile olmadan kazayı atlattım.
Arkamda seyir eden tır şoförü büyük bir refleksle durdu.
İşleyen yolda araç altında kalmaktan kurtuldum.
Şehir Hastanesi’ne ambulansla indikten kısa süre sonra dostlar hastaneye gelmeye başladı.
Alper hocam (Alper Gültekin) önce acili aramış, daha sonra kalkıp kendi gelmiş.
Tomografi, röntgen, kan tahlilleri…
*
Kaburgamın sol yanında dayanılmaz bir ağrı var hastanede.
Belli etmek istemiyorum kimseye ancak korkuyorum.
Kırık olmadığı anlaşılınca yaralarım sarılıyor, taburcu ediliyorum.
Bugün kazanın üzerinden bir hafta geçti.
İlk defa evden çıktım.
Gazeteye indim.
Kaburgamdaki ağrı hayli azaldı.
Yanık yaralarım da iyiye gidiyor.
Günde 2 defa pansuman yaptım, mikrop kapmasınlar diye çabaladım.
Tam bir haftadır eve kapanmış haldeyim.
Pek çok imkana rağmen çok sıkıldım.
İnsanın özgürlüğü paha biçilemez, bir kez daha anladım.
Kaburgamdaki ağrı hayli azaldı, dedim.
İster istemez yüreğinde de ağrı olabiliyormuş insanın.
Yüzlerce telefon aldım.
Arayanlar bir süre hattı düşüremedi.
Hiç beklemediğim insanlar aradı.
Kavgalı olduklarım, dargın olduklarım, bana dargın olanlar…
Hayat o kadar kısa ki…
Etrafımdakilere sürekli anı yaşamaları gerektiğini anlatır dururum.
Hatta eklerim, ‘ben şimdi şu kapıdan çıksam. Yolda giderken araç takla atsa, ölsem…’
Uzun süredir bu felsefeyle yaşıyor olmama rağmen gereksiz yüklerim olduğunun farkına vardım.
Düşündüğüm, dert ettiğim kimi insanlar bana yükmüş mesela bunu anladım.
Son bir senedir pek çok doğru bildiğimin nasıl yanlış çıktığını görerek yaşıyorum.
Son bir senedir, ömrüm boyunca olgunlaşmadığım kadar olgunlaşarak yaşıyorum.
Bir seneden daha fazla olgunlaştırdı bu kaza beni.
Dost nedir, düşman nedir, sinsi kimdir anladım.
Ne mutlu ki bu anlayış hali birkaç sıyrık, biraz ezik ve bolca yanıkla hasıl oldu bende.
Çok daha büyük bedeller ödeyebilirdim.
Ucuz atlattım.
*
25 metre yerde sürüklendim.
Asfaltta.
Bugüne kadar sadece videolarda izlemiştim motosiklet kazalarını.
5 saniye filan sürdü sanırım.
Fakat adrenalin patlaması, bana 4-5 dakikalık bir düşünme ve farkındalık sağladı.
‘Demek her şey bu kadarmış…’ diye düşündüm ilkin.
Ardından ‘kolumu çekmeliyim kendime’ dedim.
‘Kırılmasın kolum’ dedim.
‘Kaza böyle yapılıyormuş motorla’ diye düşündüm.
O 4-5 saniye benim için 4-5 dakika kadar sürdü ve bitti.
Bugün bir haftadır devam eden ağrılarımı saymazsak çok daha iyiyim.
Ve hepsinden öte iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebiliyorum.
Zor günde hatırını sorabilen düşmanın iyidir, dost bildiğin ancak bir telefon etmekten imtina edenler kötüdür…
Şimdi geçtiğimiz hafta yarım kalan köşe yazıları ile devam edeyim;
Kartepe Kayak Merkezi’nde su ne kadar?
Hafta sonu Kayseri’de olduğumu, Erciyes’te zirve tırmanışı yaptığımı yazmıştım.
Yazı o kadar uzadı ki Kayseri’den bahsetme fırsatı bulamadım.
Öncelikle Kayseri bizden birkaç on yıl ileride.
Yollardaki neredeyse bütün refüjlere lavanta ekmişler.
Cennet bahçesi kokuyor koca bir şehir.
Bir de dört bir yanı demir ağlarla örmüşler.
İlk tramvay hattı 2009’da hizmete açılmış.
Şu anda biri 17.5 kilometre uzunluğunda olmak üzere 4 ayrı tramvay hattı bulunuyor kentte.
Ben şehir merkezinde dolaşmadım.
Sadece arabayla birkaç caddesinden geçtim.
Bir de Erciyes’te, kayak tesisinin fiyatlarını görme imkanım oldu.
Bu sezon fiyatları şöyle;
Su 20 TL
Nescafe 120 TL
Sucuk ekmek 250 TL
Devasa bir kayak merkezinden bahsediyoruz.
Öyle bizimki gibi tek bir otelin işgal ettiği ve vasata mahkum olduğumu bir tepe değil.
Bu sezonun fiyatları bunlar.
Bir de Kocaeli Kartepe’nin fiyatlarını düşünün.
Kartepe Kayak Merkezi’nde su ne kadar?
20 TL’ye suyu, 250 TL’yi sucuk ekmeği nerede bulabilirsiniz?
Kartepe turizmi sırf bu saçma sapan fiyat politikaları yüzünden, yerli turist düdükleme üzerine kurulu sistem yüzünden battı.
Araplar için takla attılar, fiyatları ona göre yükselttiler, Arap turistler gidince bölgedeki bütün işletmeciler eller yukarı kaldı.
Kocaeli’nin sorunlarını anlamak için başınızı kumdan çıkarıp etrafınıza bakınmanız gerekiyor.
Bir iki farklı şehir gezmeniz gerekiyor.
Ben Erciyes’ten baktığımda Kartepe’nin haline acıdım.
Bu durum düzelir mi, yıllardır süre gelen bu sömürü düzeni biter mi?
Hiç sanmıyorum.
Kent Konseyi en kötü dönemini yaşıyor!
Daha önce uzun uzun anlattım.
Kocaeli Kent Konseyi’nde sorunları dile getirdim.
Konuşulanları sizlerle paylaştım.
Ne demiştim?
*
Kocaeli Kent Konseyi Başkanı Kadir Çetin girdiği pek çok ortamda kendisini büyükşehir belediye başkanı gibi görüyor ve öyle karşılanmak istiyordu.
Hatta, “Tahir Büyükakın ne ise, ben de oyum” diyerek kendisini bir Büyükakın’la bir tutuyor, büyükşehir başkanı edasıyla konseyin koridorlarında dolaşıyordu.
Göreve geldikten sonra genel sekreteri Recep Öztürk’le birlikte apayrı bir havaya girdiler.
Konsey çalışanlarına yönelik sert tavırlar mı dersiniz, üstten konuşmalar mı dersiniz.
Odasına özel tuş taktırıp sekreterini o tuşa basarak çağırdığı dahi konuşuldu.
Ancak bunlar benim için önemli konular değil.
Kadir Çetin dışarıda “Ben Tahir Büyükakın’ım” diyorsa bununla ilgilenecek olan Tahir Büyükakın ve Büyükakın’ın yakın çalışma arkadaşlarıdır.
Kadir Çetin’i “Sen hayırdır” edasıyla uyarmaları gerekir.
Uyarmışlar mıdır?
Sanmıyorum.
Çünkü Kadir Çetin ve şürekası hata üstüne hata yapmaya devam etmiş.
Recep Öztürk imzasıyla yapılan harcamaların bir bölümünü Fethullahçı Terör Örgütü açısından bakarak değerlendirmiş Hakan Süer dün akşam.
İlgili haber şöyle;
“Kocaeli Kent Konseyi’nde yeni başkan Kadir Çetin ve genel sekreter Recep Öztürk, göreve gelir gelmez yemek hizmetlerini büyükşehir şirketi Antikkapı’dan almayı bıraktı. Binlerce liralık yemek işi, bir dönem FETÖ’den tutuklanan ve Kent Konseyi Başkanı Çetin’in yakın arkadaşı olan yeni bahar yemek şirketi sahibi Hakan Sağıroğlu’na verildi. Sağıroğlu, kongre ve kaz bayramı gibi organizasyonlar için Kent Konseyi’ne yüksek meblağlı faturalar kesti.”
*
Benim için burada önemli olan konu yemek aldıkları şahsın bir dönem FETÖ’den tutuklanıp cezaevine gönderilmiş olması değil, Kocaeli Kent Konseyi’nin yemek hizmetini Antikkapı A.Ş.’den almayı kesmesi.
Bakın bugün Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi Toplantısı’nda Tahir Büyükakın’a Antikkapı A.Ş. soruldu.
CHP’liler dedi ki, “Neden Antikkapı bütün ihaleleri alıyor? Neden büyükşehirin yemek ihalelerine dışarıdan bir firma girmiyor?”
Tahir Büyükakın cevabında Antikkapı’nın bir belediye şirketi olduğunu söyledi ve ekledi;
“Antikkapı konusu. Antikkapı belediyenin şirketi. Belediyenin sağ cebi, sol cebi gibi düşünün. Belediyenin başka birine vermesi daha garip. Mesela ben Türkiye’nin bilmem neresindeki bir ilden 140 milyon liralık bir baklava alsaydım bu tartışılırdı. Niye oradan baklava aldın derdiniz. Şükür ki böyle bir eleştiriye maruz kalmadık.”
*
Tahir Büyükakın diyor ki “Ben tabi ki Antikkapı’dan yemek hizmeti alacağım.”
“Şükür ki” diyor, “Başka bir yerden almadım.”
Peki bütçesinin tamamını Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden elde eden Kocaeli Kent Konseyi ne yapıyor?
Kadir Çetin ve Recep Öztürk göreve geldikleri gibi Antikkapı A.Ş.’den alışverişi kesiyor.
Bugün büyükşehir meclisindeki CHP’liler gibi düşünüp hareket ediyorlar yani.
Antikkapı’ya iş vermek istemiyorlar.
Ne dertleri var belediye şirketi ile bilmiyorum.
Kim bilir belki de yeni genel müdür İsmail Yıldırım’ı sevmiyorlardır.
Yahut Tahir Büyükakın’a düşmanlardır, zarar vermek istiyorlardır.
Çünkü bu yaptıklarının başkaca bir açıklaması yok.
Büyükşehirden aldıkları bütçe ile Antikkapı’dan yemek hizmeti almayı kesiyorlar.
Bakıyorlar etraflarına, eş-dost-ahbap kim var?
Buluyorlar bir arkadaşlarını ve yemek işini ona veriyorlar.
Üstelik bir değil, iki değil.
Kent Konseyi’nin programlarında kuru pasta mı dersiniz, kaz bayramında yemek mi.
Bütün işleri Yenibahar isimli firmanın sahibi arkadaşlarına yaptırıyorlar.
Bu işten bir menfaat elde ediyorlar mı bilmiyorum.
Ancak belediyenin parasını belediye dışına harcayarak kendi arkadaşlarına menfaat sağladıkları aşikar.
Sadece bu durum dahi istifa sebebi olabilir.
Pardon istifa değil, af isteme sebebi olabilir.
Ancak ne Kadir Çetin’de ne Recep Öztürk’te af isteyecek bir dik duruş olacağını düşünmüyorum.
O yüzden onlar af istemeden Tahir Büyükakın bu isimleri affetmeli.
Yoksa Kocaeli Kent Konseyi’nin kurumsal kimliği yerlerde sürünecek gibi duruyor.
*
Beklenen oldu.
Recep Öztürk affını istedi.
Sıra Kadir Çetin’e gelir mi, kendi göreve getirdiği genel sekreter görevden alınan Kadir çetin ar edip istifa eder mi, çok sanmıyorum…
Utanma duygusu kimselerde olmaz.
O kimselere Allah kimseyi muhtaç etmesin.



YORUMLAR