Türkiye ve Kocaeli yaz mevsimini kuraklığın gölgesinde geçirdi. Özellikle yurt genelindeki bazı noktalarda barajlar tamamen kururken Kocaeli’nin en önemli su kaynağı olan Yuvacık Barajı’nda ise su seviyesi yüzde 29’a geriledi. 12 Eylül itibariyle Yuvacık Barajı’nda 15 milyon metreküp su kalırken, konuya ilişkin Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, Bağımsız Kocaeli’ye açıklamalarda bulundu. Ergül, Kocaeli’deki su seviyesinin düşmesinde en önemli etkenlerin başında nüfus olduğunu belirtirken Marmara Bölgesi’nde ise birkaç milyona yetecek su miktarı bulunduğunu vurguladı.
“SU KAYNAKLARI NÜFUSU BESLEYEMİYOR”
Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül’ün açıklaması şöyle: “Su sorununda en önemli etkenlerden birisi içinde yaşadığımız bölge. Subtropik kuşak sınırında bulunuyoruz. Bu nedenle su kaynakları bakımından nispeten şanslı bir bölgedeyiz. Ülkemizin güneydeki komşularına bakarsak buralarda çöl iklimlerinin hakim olduğunu görürüz. Kuzeye doğru ise bu etki azalmaya başlar. Karadeniz ve Marmara bölgesinde de daha farklı iklim yapısı hakimdir. Ancak, içerisinde yaşadığımız bölgede en büyük sorun nüfus sorunu. Mevcut su kaynakları şu andaki nüfusu desteklemekte yetersiz kalıyor. Nüfus yoğunluğu bu bölgelerde son yıllarda giderek de artıyor. Dolayısıyla bizim bölgemizdeki sorun esasen büyük ölçüde nüfusun dengesiz dağılmasından kaynaklanıyor.
MARMARA’DA BİRKAÇ MİLYONU BESLEYECEK SU VAR
Marmara Bölgesi’nde birkaç milyon insanı besleyecek su kaynağı varken biz burada 30 milyona yaklaşan, TÜİK kayıtlarına göre 27 milyon, nüfusu yerleştirmiş bulunuyoruz. İklim değişikliği ise dünya genelinde bir sorun. Bazı bölgelerde su kaynaklarının beklenenden çok daha hızlı tükendiğini görüyoruz. Ülkemizin Güneyine doğru yaklaştığımızda bu sorunlar belirginleşiyor. Son dönemde Beyşehir Gölü’nde su seviyesinin çok azaldığı ve Uşak’ta da yerüstü kullanılabilir su kaynaklarının neredeyse tamamen kullanılmaz hale geldiğini görüyoruz. Kuzey bölgelerde ise sadece kuraklıkla değil, diğer unsurların da etkisini görüyoruz. Bu nedenle de birtakım tedbirler alınması gerekiyor.”
SONBAHARDA ARTIŞ BEKLENBİLİR
İSU Genel Müdürü Ali Sağlık, geçtiğimiz hafta Bağımsız Kocaeli’ye; “Yuvacık Barajı’ndan günde 200 bin ton su alıyoruz. Yağışlar gelirse su seviyesinin yeterli olacağını düşünüyorum” demişti. Sağlık’ın söz konusu açıklaması hakkında da konuşan Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül şu ifadeleri kullandı: “İSU Genel Müdürü Ali Sağlık başarılı ve işinde de yetkin bir bürokrat. Sonbahar mevsimine girişle birlikte yağışların artması beklenir. Dolayısıyla da su kaynaklarındaki azalmanın telafi edilmesi beklenir. Fakat giderek artan nüfus ve bu artışa bağlı olarak da artan su talebi söz konusu. İklim şartları aynı kalsa bile, ki atmosferik sıcaklıklarda dünya genelinde bir artış yaşanıyor, eskiye göre su kaynakları daha hızlı tükeniyor.
Ali Sağlık’tan Yuvacık Barajı açıklaması: Su seviyesinin yeterli olacağını düşünüyorum!
NÜFUS ARTIŞ HIZI DURDURULMALI
İnsan kaynaklı birçok faktör su seviyesinin azalmasında etkili oluyor. Geçmişten günümüze meteorolojik veriler gösteriyor ki su seviyeleri tekrar artacak. Ama geçtiğimiz yılki nüfusa göre günümüzdeki nüfusun arttığını unutmamak gerekiyor. Ülke politikası olarak nüfusun dengeli dağıtılması gerekiyor. Su kaynaklarının sınırlı olduğu bölgelerde nüfusun artışı durdurmalı. Uzun yıllara sari perspektiflerde özellikle Orta ve Güney Anadolu’da istihdam sağlanacak alanların artırılması gerekiyor. Eğer bu konuda kafa yormazsak ilerleyen yıllarda daha büyük sorunlarla yüzleşmek zorunda kalırız.
SU SORUNU KÜRESEL BİR SORUNDUR
Bireysel tedbirler ya da belediye ölçeğinde yapılabilecek tedbirler de bulunuyor. Suyun tasarruflu kullanılması gerekli ama bunun ötesinde iklim değişikliği denilen kavramla yüzleşiyoruz. Dünya ülkelerinin bu sorunu daha ciddiye alması artık zorunlu hale geldi. Bununla ilgili çeşitli toplantılar yapılıyor. En etkili olan ve tüm ülkelerin uyum sağlamaya çalıştığı Paris İklim Konferansı gibi toplantılar gerçekleştiriliyor. Özellikle iklim değişikliğine neden olan atmosferdeki sera gazlarıdır. Sera gazlarının oluşumuna en çok neden olan ülkeler kendi karbon salımlarını dolayısıyla sanayi faaliyetlerini azaltmakta ya da kontrol altına almakta direnç gösteriyor. Sorunun küresel ölçekte çözülmesine ihtiyaç vardır. Başka türlü de kalıcı bir çözüm mümkün değildir.
BİR PANTOLONA BİNLERCE LİTRE SU GİDİYOR
Bireysel olarak tasarruf etmekten başka yöntem kalmıyor. Dişleri fırçalarken su kapatmak, banyoda daha az kalmak gibi çözümler var. Mesela bir pantolonunun meydana gelmesi için tonlarca su lazım. Alınan fazladan bir pantolon binlerce litre suyun boşa gitmesi demek. Bir bardak kahvenin su bütçesi yaklaşık 140 L’dir. Bir yudum alıp bıraktığımız kahve ile israf ettiğimiz su miktarı çok yüksektir aslında… Bu şekilde çok örnek verilebilir. İçme kalitesindeki suların sıkıntılı dönemlerde yüzme havuzlarında kullanılması doğru değil. Bunlarla ilgili tedbirlerin alınması gerekiyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi de bu konuda çalışıyor bildiğim kadarıyla. Sulama, araba yıkama gibi genel temizlik uygulamalarında geri dönüştürülmüş suların kullanılması uygun olur. Kullandığımız suların olduğu gibi atılmadan önce içerisindeki kimyasalların atık su arıtma tesislerinden geçtikten ve özellikle azotlu ve fosforlu bileşiklerden ayrıştırıldıktan sonra uygun alanlarda tekrar kullanılması gerekir. Deniz sularının tuzundan uzaklaştırılarak sanayi tesislerinde kullanılması sanayimizin su ihtiyacı için uygun bir çözüm olabilir.
SU SORUNU DEĞİL, KULLANILABİLİR SU SORUNU
Biz su sorunu diyoruz ama esasen sorun su sorunu değil; kullanılabilir su sorunu. Çünkü dünyanın 4’te 3’ü suyla kaplı. Denizler var ama deniz suyunun pratikte kullanımı çok zor ve arıtılması da masraflı. Şebekelerde kullanılan su atıksu arıtma tesislerinde geçtikten sonra tekrar değerlendirilebilir. Sapanca’dan ve diğer su havzalarından artık sanayinin kullanımı için su çekilmiyor ama tatlı su kaynakları tarla, bahçe gibi sulama işlerinde kullanılıyor. Yeraltı sularına yönelik çalışmaların artırılması lazım.
DOĞAL SU REZERVLERİ DAHA HIZLI ERİYOR
Sorun depolanabilir su sorunudur. Atmosferik olarak yüzyılın başından bu yana dünya genelinde ortalama sıcaklıklar arttı. Bu durum da suyun depo formlarını eritiyor. Depo formları, yüksek dağların tepesindeki karlardır. Bunların erken erimemesi gerekir. Kontrollü bir şekilde erimelidir. Kış mevsiminde dağlar buz tutmalı, ilkbaharda da yavaş yavaş erimeli böylece aşağıdaki su havzaları daha düşük seviyelerdeki gölleri besleyebilsin, insanlar da bu suları alıp kullanabilsin. Son yıllarda iklim değişikliğine bağlı olarak doğal su rezervleri olağandan çok daha hızlı eriyor. Seller geliyor. Yakın zamanda Kastamonu’da çok büyük bir felaket yaşanmıştı hatırlanacağı gibi. Eskiye göre daha kuvvetli olmaya başladı. Bu husus depo formundaki suyu kullanılamaz hale getiriyor. Buna bireysel olarak, il veya ilçe ölçeğinde havza planlaması dışında yapılabilecek çok fazla bir şey yok. Dünya ölçeğinde çözüm bulunmalı.”
SICAKLIK ARTTIKÇA TAHRİBATLAR BÜYÜYEBİLİR
İlerleyen yıllarda su rezervlerinin giderek erimesi hatta tükenmesine dair uzmanlar tarafından değerlendirmeler yapılıyor. Buna dair de konuşan Ergül açıklamalarını şöyle sonlandırdı: “İlerleyen yıllarda ne olur bunu kesin çizgilerle ifade etmek zordur ama sıcaklık artışları devam ettikçe geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilir. Bu ciddi bir sorun ve bu şekilde devam ederse 30 yıl sonra bu sorunla yüzleşebiliriz. Ancak, kesin sınırlarını belirlemek zor.
SU KULLANIMINDA EĞİTİM VERİLEBİLİR
Plansız olarak hareket edilmemeli. Sadece bir su kaynağının bulunduğu yer için çalışmalar yapmak yerine o gölün ya da akarsuyun havzasını besleyen tüm unsurlar için çalışma yapılmalı. Kirlilik de bu konular arasında dikkate alınmalı. Su kaynaklarındaki miktar azaldıkça kirlilik de göreceli olarak artıyor. Su kaynaklarını kirletmemek çok önemli hale geliyor. Sağlıklı su kullanımıyla ilgili bilinci çocukluktan itibaren oluşturabilirsek ilerleyen yıllarda geri dönüşler elde ederiz. Klasik olacak ama suyun kullanımı konusunda eğitim şart.”
