Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uğur Enç
Uğur Enç

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti kurtarılmalıdır!

Bazı yazıları birkaç defa yazıyorum.

Elimin pek ayarı olmuyor.

İnsanları kırmak istemiyorum.

Ancak bazı yazıları insanları kırmadan yazmanın imkansızlığı ile baş başa kalıyorum.

*

16 Ocak ardımızda kaldı.

Aslında tüm ülke için çok önemli bir gün.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ilk ve tek basın toplantısını Kocaeli’de yapıyor.

Genç cumhuriyete dair hedeflerini paylaşıyor.

Daha sonra 16 Ocak, “Basın onur günü” ilan ediliyor ve her yıl Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti organizasyonu ile kutlanıyor.

*

Yıllar önce, henüz bıyıkları yeni terlemiş bir gazeteci iken bu törenlere koşa koşa giderdim.

Yıllar geçtikçe organize edilen her tören daha geriye gitmeye başladı.

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti her yıl daha kötüye imza attı.

Atatürk’ten uzaklaşıldı.

Sanki bu organizasyon “Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bakın biz Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti olarak buradayız” demek için yapılan bir organizasyon halini aldı.

Her yıl yüzlerce bin lira harcanan 16 Ocak Basın Onur Günü organizasyonlarında ne nereye nasıl harcanıyor belli değil.

Eskiden çok sorgulardım.

Bir dönem sahada çalışan muhabirlere bilgisayar dağıtılmıştı.

Söz konusu bilgisayarlar Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından temin edilmişti.

Ben ve benim gibi pek çok dönemin muhabiri o bilgisayarlardan alamadı.

Nedenini sorduğumda “kalmadı” denildi.

O bilgisayarların ne olduğuyla ilgili çok vahim iddialar vardı da, hiçbirine girmeyeceğim.

*

Yaklaşık 6 senedir 16 Ocak Basın Onur Günü törenlerine katılmıyorum.

Gazetecilerin kendi kendilerini nasıl rezil ettiklerini görmek istemiyorum çünkü.

En son 2 yıl önce törenlerde bir çocuğun gazetecileri temsilen koşarak alana girerek “yazıyor, yazıyor” diye bağırarak dağıttığı gazetelerin manşetine yıllarca bitirilemeyen, Şehir Hastanesi’ni manşet yapmışlardı yalakalık olsun diye.

Gazetenin manşetinde günün anlam ve önemini belirten hiçbir şey yoktu.

“Olur mu canım böyle rezalet” diyerek ortalıkta bağırmamı engellediği için, söz konusu törenlerle ilgili “katılmıyorum” kararımın ne kadar haklı olduğunu anlamıştım.

Benzer bir anlam aydınlanmasını da bu cuma günü yaşadım.

*

Hemen her 16 Ocak’tan sonra olduğu gibi katılan meslektaşlarımı arayıp sordum, nasıldı?

“Tahir başkan kibar bir dille cemiyete ‘bu işi böyle yapacaksanız, hiç yapmayın’ dedi. Ben cemiyet başkanı olsam ertesi gün istifa ederdim” dedi bir tanesi.

İnanmadım bir başka meslektaşımı aradım.

Sonra bir başka…

Yine 10-15 yıldır geri giden Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’ne yakışır bir tören organize edilmiş.

Her şey derme çatma.

Her şey düzensiz.

Ama artık ne kadar düzensiz ve derme çatma ise Tahir Büyükakın’ı bile çileden çıkarmış.

Öyle ki kürsüden bu durumu eleştirmiş.

Kimi meslektaşlarım cemiyet başkanı Cemal Kaplan’ın bu eleştirileri anlamadığını söyledi.

Kimi meslektaşlarım bir iki hafta içerisinde cemiyetin genel kurulunun toplanmasını gerektiğini anlattı.

*

Öncelikle şunu belirteyim, Kocaeli Gazeteciler Cemiyet’nin içerisinde bulunduğu çürümüş durum Cemal Kaplan’ın eseri değil.

Bu durum Cemal Kaplan ile de başlamadı.

Cemal Kaplan kendisine uygun görülen başkanlık görevini kendi yapabileceği şekilde yaptı, yapıyor.

Cemiyetin bu durumda olmasına sebep olan şey 10-15 yıldır cemiyeti ele geçiren, etkisi altına alan yapı.

Bugüne kadar bu yapı sebebiyle neredeyse hiçbir iş düzgün yapılamadı.

Basın konutları inşa edildi.

Ben o dönem “Çınarlı bana uzak, orada oturamam. Oturabilecek arkadaşlarımın hakkına girmeyeyim” diyerek ilk kuraya katılmamıştım.

Sonra bölgede kendisine ev hakkı çıkanların hakkını 5-10 bin liraya satın alıp bu hakkı polislere, öğretmenlere satanlara duydum.

Meslektaşlarımız adeta emlakçı gibi davranıyorlardı.

Kişileri cemiyette eski ya da yeni yöneticiydi üstelik.

Gazetecilerin ev sahibi olmasını sağlayacak büyük proje birkaç kişiyi zengin etti.

Birkaç gazeteci de bölgedeki evini orada hiç oturmadan 1-2 sene sonra çok değerlenince sattı.

Koskoca Basın Sitesi’nde 5 gazeteci oturmuyor şimdilerde.

Cemiyet güzel başladığı işi, birkaç gazeteciyi zengin ederek beceriksizlikle tamamlamış oldu.

*

Dağıtılmayan ancak cemiyete gönderilen bilgisayarlardan bahsetmiştim.

Basın Müzesi vardı bir zamanlar.

Kapanca Sokak’taki tarihi bir konakta hizmet veriyordu.

Adeta cemiyetteki kimi yöneticilerin özel mülkü haline gelmişti.

Gazeteciler kullanamıyor, şehre gelen misafirler gezemiyordu.

Şimdilerde kapı kilit, aylardır belki yıllardır Basın Müzesi’nden haber yok.

*

İzmit Cumhuriyet Parkı’nda Nevzat Doğan döneminde bir Medya Evi oluşturulmuştu.

İçerisinde bilgisayarlar vardı.

Klima ve ısıtma sistemi mevcuttu.

Gazeteciler hemen yanda yer alan kafeden indirimli çay-poğaça alabiliyordu.

Medya Evi’ne de sahip çıkılmadı, oda yok oldu.

*

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti denildiğinde benim aklıma artık bir hemşeri derneği geliyor.

Tek dertleri yılda birkaç defa şehir dışına seyahat düzenlemek.

O seyahatlere kimlerin katıldığı da meçhul.

Kiminin kuzeni, kiminin baldızı, kiminin kayınçosu, kardeşi, eltisi, görümcesi…

Nerede bedava bir organizasyon var, bedava yeme-içme var Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti orada.

Peki gazetecilerin sorunları?

Herkes suspus.

*

Yazdıkça aklıma geliyor.

Bir de indirim anlaşmaları rezaleti var.

Sadece bu rezalet bile bütün yönetimin istifa etmesini gerektirirdi ancak, Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti yönetimi istifa edilen bir makam değil, istifade edilen bir makam olduğu için meslektaş yöneticilerimiz istifade etmeyi tercih ettiler.

Neydi o indirim anlaşması rezaletti?

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti özel bir hastane ile indirim anlaşması imzalamıştı.

Cemiyet üyesi meslektaşlarımız yüzde 5 indirim alacaklardı.

Cemiyet yönetim kurulu üyeleri ise yüzde 15 indirim alacaklardı.

Yöneticiler kendilerine çıkar sağlamak için her yolu deniyorlardı anlayacağınız.

Söz konusu fiyasko bir meslektaşımız hastaneye gidince ortaya çıktı.

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti yönetimi bu rezalet ortaya çıktıktan sonra büyüklük gösterdi ve yüzde 15 indirim haklarını yüzde 5’e indirdi.

*

Cemiyetle ilgili çok şey yazabilirim ancak meslektaşlarımı eleştirmek en son istediğim şey.

Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nde hiçbir şey iyi gitmiyor.

Bunu söylemek yeterli olacaktır sanırım.

*

Son birkaç aydır Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nde bir değişim olmasıyla ilgili kulaktan kulağa fısıldanan bir arayış var.

Evet, cemiyet yönetimi değişmeli.

Ancak yeni gelen yönetim 10-15 yıldır devam eden düzenden farklı olduğunu yahut olacağını en başında beyan etmeli.

Cemiyete bugüne kadar, özellikle son dönemde özel kurumlarda çalışan, görev tanımında basınla ilişkilendirilebilecek en ufak bir ifade bulunan herkes üye yapıldı.

Gazeteci olmayan, mesela bir sigorta şirketinde basın bülteni hazırlayıp gazetelere servis edenler, hastanelerin halkla ilişkiler birimlerinde çalışanlar aklınıza kim gelirse üye yapıldı.

Bu sebeple aslında mevcut yapıyı yıkmak zor.

Güncel yöneticilerden biri olan Hüseyin Öziri “ben başkan adayıyım” diyor.

Hüseyin abiyi gazetecilerle ilk tanıştığı günden bu yana bilirim.

Çok iyi bir insandır.

Ancak gazeteci değildir.

“Çantacı Hüseyin” diye tanınır.

Çünkü yıllarca İzmit Fethiye Caddesi’nde çantacılık yapmıştır.

Daha sonra Fethiye Caddesi’ndeki dükkanını kiraya verip bir gazetenin kuruluşunda ortak olmuş ve gazetecilikle tanışmıştır.

İmzalı bir haberi, gündem yaratan bir röportajı yoktur.

Çünkü bilmez.

En iyi ihtimalle gazete patronudur.

Bence cemiyet başkanı olmamalıdır.

Hatta cemiyet seçimlerinde oy dahi kullanmamalıdır.

*

Cemiyete dışarıdan çok fazla ismin “gazeteci” gibi gösterilerek üye yapıldığını söyledim.

Sadece Hüseyin Öziri’nin 200’e yakın üye yaptığı konuşuluyor.

Bu duruma mevcut tüzük izin veriyor.

İşte bu sebeple diyorum ki yeni gelecek yönetim eğer gerçekten bu kentin gazetecilerini ve o gazetecilerin cemiyetini önemsiyorsa ilk olarak “pasif üye” kavramını getirmelidir.

Belediyelerde, hastanelerde, PR ajanslarında çalışan herkes pasif üye yapılmalıdır.

Bu pasif üye kavramına gazete patronları da girmelidir.

Ben de mesela pasif üye olmalı ve sonraki seçimlerde oy kullanmamalıyım.

Çünkü ben sokaktaki muhabirin, masa başında 8-5 hatta 8-8, 8-10 çalışan editörün halinden anlayamam.

Gazetenin patronu istediği saatte çalışır, istediği saatte çalışmaz.

Bu sebeple gazetecilerin kaderini belirlemesi gereken, gazetecilerin derdiyle dertlenmesi gereken cemiyetin seçimlerinde etkili olmamalıdır.

Benzer durum belediyeler, hastaneler ve PR ajansları için de geçerlidir.

Haftada bir tane basın bülteni hazırlayan PR ajansları günde 20-30 içeriği yayına alan editörler bir olamaz.

O ajans çalışanları gazeteci editörlerin derdinden anlayamaz.

Belediyelerde rahat ve konforlu araçlarla habere çıkıp, daha sonra ofisine dönüp günde 1 haber yazan ve bunun karşılığında 2-3 asgari ücret kazanan arkadaşlarımızla günde 5-6 habere koşan, karşılığında asgari ücret yahut 1-2 bin lira fazlası bir maaş alan muhabirler bir görülemez.

Belediye çalışan yüzlerce cemiyet üyesi, sokakta çile çeken muhabirlerin kaderini cemiyet seçimlerinde belirleyemez.

*

Bu sebeple pasif üye en önemli önceliktir.

Kimse merak etmesin, dert etmesin, pasif üyeler cemiyetin bütün bedava yeme-içme organizasyonlarından faydalanacak.

Sadece seçimlerde oy kullanma hakları bulunmayacak.

Pasif üyelik getirilirse yıllardır devam eden başarısız cemiyet yönetimleri yerine gazetecilerin derdini bilen, onların derdiyle dertlenen kimseler cemiyet yönetimlerinde görev alabilir.

İlerleyen süreçte başkan adayı olacak isimler eşini dostunu üye yaparak bu üyelere güvenenler değil, muhabirin, editörün, sayfa dizgicisinin derdiyle dertlenen ve o dertlere çözüm üreten gazeteciler olacaktır.

Bugün bize düşen en önemli görev şişirme üyelerin cemiyete verdiği zararı görmek ve bu zararı ortadan kaldırmayı öncelemektir.

*

Ben cemiyet seçimlerindeki oy kullanma hakkımdan feragat etmeye hazırım.

Aktif gazetecilik yapmayan herkesin bu hakkının elinden alınmasını talep ediyorum.

Başka türlü bu köhnemiş yapı, bu beceriksiz vasıfsız anlayış değişmez.

Ahmet gider, Mehmet gelir düzen aynı şekilde işler.

Aksi olacaksa da Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti öyle çok öncelikli değildir.

Şöyle 100–200 gazeteci ile bir dernek kurulabilir.

Emin olun o dernek mevcut cemiyetten daha fazla saygı ve itibar görür.

Belediyeden servis edilen haberlerin altına imzasını atarak sarı basın kartı alanlar yerine, hayatında imzalı, kentte gündem belirleyen tek bir haberi olmayanlar yerine, bütün derdi bedava yemek-içmek-gezmek olanlar yerine…

Bütün resmi kurumlar ve basını takip eden vatandaşlar yeni kurulacak derneği ciddiye alacaktır.

Benim önceliğim Kocaeli Gazeteciler Cemiyet’nin kurtarılmasından yanadır.

Ancak Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nde zihniyet değil temsiliyet değişecekse bağımsız yeni bir dernek de ihtimaller dahilinde görülmelidir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ