Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uğur Enç
Uğur Enç

Yağmur

“böyle zamansız güneşli / umulmadık mavi günlerde / bir bekleme salonu yalnızlığına / bürünüyorum…” diye başlıyor Yılmaz Erdoğan Pastırma Yazı isimli şiirine.
Bugün zamansız bir yağmura denk düşünce anımsadım, ezberden kendime okudum, lise yıllarıma döndüm.
Kocaeli Anadolu Lisesi Yuvacık’taydı o zamanlar.
Kocaeli’nin en kaliteli ikinci lisesi idi.
Birinci sırada Körfez Fen Lisesi vardı.
Henüz ne eğitim sisteminin ne Kocaeli Anadolu Lisesi’nin ırzına geçilmemişti.
Kente atanan üst düzey bürokratlar çocuklarını Kocaeli Anadolu Lisesi’ne kaydettirmek için torpil arayışına girerlerdi.
Ben LGS’de derece yaparak girmiştim okula.
Kocaeli’de ilk 20’deydim.
Çok haylaz bir çocuktum ilk ve ortaokulda.
Derslere filan da öyle çok ehemmiyet göstermezdim.
50. Yıl İlköğretim Okulu’nda orta biri sabahçı olarak okudum.
Okul yönetimi orta ikide de sabahçı olmamı, arkadaşlarımdan ayrılırsam belki uslanacağımı düşündü.
Uslanmadım.
Bir İstiklal Marşı töreninde Fethiye Caddesi’ndeki çelik kapı mağazasının önünden aldığım bir avuç İzocam’ı neredeyse bütün okula yaymıştım.
İzocam’ı bilmeyenler için öyle pis bir şeydir ki derinize batar.
Kaşınır.
Kaşıdıkça daha da batar.
Tek çaresi sıcak suyla güzel bir duş.
Önce eczaneden koli koli ilaçlar geldi.
Sonra gidip müdüre yaramazlığımı itiraf ettim.
Okul bir gün tatil edildi.
İki sınavımız vardı o gün, onlar da iptal oldu.
Uzaklaştırma cezasıyla kurtuldum.
*
Aslında okuldan atacaklardı da anacığım yönetime yalvardı.
“Bu çocuk zeki, yapmayın” minvalinde şeyler söyledi.
Gerçekten zeki miyim diye bakmak için rehberlik araştırma merkezine sevk ettiler sonra.
Saatlerce süren testleri hatırlıyorum.
Testlerin sonucunda bir hata gören merkez yetkilileri ertesi gün bir test daha yaptılar.
Sonuç yine aynı çıkınca hayretler içinde babama anlattılar.
Rehberlik araştırma merkezi raporuna not düştüler, “Üstün zeka düzeyindedir” diye.
Aman ne zeki çocuktum, hala daha öyleyim filan diye anlatmıyorum bunları…
O üstün zeka düzeyindedir yazılı belge sonrasında aslında hayatım değişebilirdi.
Ancak özel eğitim almam gerekiyordu.
Siz eski Türkiye’yi bilmezsiniz.
O zamanlar özel eğitim filan yoktu.
Ahahahah.
Vardı tabi.
Ancak okulu Gebze’deydi.
FETÖ’cülere aitti.
Babam göndermedi.
50. Yıl da, “Madem bu çocuk zeki, o zaman okuldan atmayalım” dedi.
Uzaklaştırma cezasıyla kurtuldum.
*
LGS’ye Çağfen’de hazırlandım.
Fazlıoğlu İş Merkezi’nin teras katındaydı.
Dershaneye verecek çok paramız yoktu, annemin çabaları ile sponsorlu kaydolmuştum.
Ancak dedim ya çok haytaydım.
Dershaneyi sürekli asıyor, sinemalara, kafelere gidiyor, sadece keyif yapıyordum.
LGS günü geldi çattı.
Sınavda yazdığım bütün cevapları giriş kağıdının bir yüzüne yazdım.
Yeni Turan Yokuşu diye bilinen Yukarı Pazar Caddesi’nin en üstündeki apartmanlarda oturuyorduk.
İnternet filan hak getire.
Hiç unutmuyorum Star TV’de sınav sonuçları açıklanıyordu tek tek.
Kontrol ettim elimdekilerle.
Baktım hata var gibi, tekrar kontrol ettim.
Sonra tekrar.
Sonuç her defasında aynı, 100 soruda 90 net.
Koşa koşa Çağfen’in yolunu tuttum.
Haliyle ana baba günü.
Çağfen’in sahibi Metin hocanın (Metin Ergelen) yanına girdim.
O zamanlar Kocaeli tercihi yapan başka şehirde tercih yapamıyor.
Dedim “Hocam, puanım çok iyi gelecek bu netle. İstanbul yazalım. Galatasaray’dan Kabataş’ı nereye istersem girebilirim.”
Tercih sırası da etkiliydi o yıllarda yerleşme açısından.
Benim gibi haytalar için en kötüden iyiye doğru yapılırdı tercih sıralaması.
O yüzden adı sonradan Cahit Elginkan olarak değiştirilen Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi’ni ilk sıraya, 24 Kasım Anadolu Lisesi’ni ikinci sıraya, Kocaeli Anadolu Lisesi’ni ise üçüncü sıraya yazmıştık.
Ben İstanbul yazalım deyince Metin hoca yüzüme baktı, güldü.
“Uğur kaydırma yapmışsındır cevaplarını geçirirken. İstanbul yazarsak, hiçbir gelmeyebilir. İstersen sadece sıralamanı değiştirelim” dedi.
Tercih düzeltmesi yaptık.
Kocaeli Anadolu Lisesi’ni başa, 24 Kasım’ı ikinci sıraya, Mehmet Akif Ersoy’u da üçüncü sıraya yazdık.
Kocaeli 13.’sü olarak Kocaeli Anadolu Lisesi’ne kaydımı yaptırdım.
Kocaeli Anadolu Lisesi’ne ya 2 ya 3. sıradan giriş yaptım.
O zamanlar Kocaeli Anadolu Lisesi dimdik ayakta.
Ömral Çelik okul müdürü.
Okul Yukarı Yuvacık’ta yemyeşil bir arazinin içinde.
3. girdiğim Kocaeli Anadolu Lisesi’ni güç bela sonuncu olarak tamamladım.
Herkes haziranda karnesini alırken ben zayıflarım için şubat ayında sınava girdim, 8 ay sonra diplomamı alabildim.
Üstün zeka belgesi olmasa onu da alamaz, okulu tamamlayamaz, atılırdım kesin.
Zeka belgesinin bana tek faydası o oldu hayatım boyunca.
Babam sağ olsun, eğitimimle hiç ilgilenmediği için bu “özel” durumum hayatımda hiçbir değişikliğe sebep olmadı.
Ne zaman okuldan atılacak olsam anacığım elinde zeka belgesi okulun yolunu tutar, “bu çocuk çok zeki atmayın” diye dil dökerdi.
*
Öyle böyle, ite kaka bir şekilde hayatın bir köşesinden tutundum.
Hafta sonu İnönü Yaylası’na gittim.
Başiskele’den çıktım Samanlı Dağları’na.
Bizim Anadolu lisesi sanayinin içine, beton bir bölgeye taşındı malum.
Şimdi yerinde imam hatip lisesi var.
Etrafında ineklerin otladığı, arkadaşlarımızla koşup eğlendiğimiz tarlaların neredeyse tamamında lüks villa siteleri yükselmiş şimdi.
Eskiden Kocaeli Anadolu Lisesi şehirden uzaktı.
Şehre inmek için bir saat yürümeniz gerekirdi.
Her yer köy alanı, her yer tarlaydı.
Şimdi tarla görmek için 1 saat yukarı doğru araç kullanmanız gerek.
Yuvacık Barajı’nı geçtikten sonra belki bir iki traktör çarpar gözünüze hepsi bu.
*
Aslında amacım Yuvacık Barajı’na çıkarken tam karşıda yemyeşil ormanın içine inşa edilmiş villaları yazmaktı.
Büyük bir doğa katliamı.
Oraya o villaları diken de, o villalara imar izni veren de vatan hainidir.
Bunları anlatıp, biraz yorum yapacaktım.
Ama havalar tam sevdiğim gibi.
Böyle zamansız yağmurlar, günün ortasında dahi kapkaranlık gökyüzü bir başka mutlu ediyor beni.
Öğle yemeği sonrasında yürürken yüzümde kocaman bir tebessüm oluşması da bundan sebep, doğa katliamını anlatmak için başladığım bu yazıda geçmişe dalıp, anıların gölgesinde serinlemem de bundan sebep.
Abiştgahım diyebilirim çocukluğuma.
Bu sevdiğim güzel havalar, bu yağmur damlaları yer yer yüzüme çarpan, bu toprak kokusu abiştgahımın kapılarını aralayan.
Hep beton mu anlatacağız canım, biraz da tinimizden verelim…
Merhaba pazartesi.
Herkese iyi haftalar…
Tabi öyle bir şey hala mümkünse eğer.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ